• Facebook'ta Paylaş
  • Twitter'da Paylaş
Mehmet METİNER

Çözüm sürecine yeni format

24.12.2014 21:25:52

 

Çözüm sürecine yeni format

 

Çözüm süreci hassasiyet isteyen bir süreçtir.

Herkesin diline dikkat etmesi gereken bir süreç.
Bu süreçte hassasiyet ne kadar gerekliyse sabır da o kadar gereklidir.

Şeffaflık elbette gerekli, ama şeffaflığı yanlış bir mecraya taşımamak lazım...

Şeffaflık üzerinde mutabakata varılmayan konuların kamuoyu karşısında uluorta, üstelik hassasiyetleri törpüleyecek bir üslupla yapılması anlamına gelmiyor elbette.

İmralı heyetinden birilerinin bu konuda gerekli duyarlılığı gösterdiği söylenemez.

O yüzden çözüm sürecinin zaman zaman yapılan açıklamalar dolayısıyla türbülansa girdiği sır değil.

Şimdi buna çare bulundu.

HDP heyetinin İmralı’da Öcalan ile yaptığı görüşmelerden hemen sonra açıklama yapması bir kurala bağlandı.

Adı üstünde müzakere karşılıklı mutabakatı da içkindir.

Mutabakat oluşmayan konuları, hele de sürece zarar verecek bir dille kamuoyunun karşısına taşımak, süreci sabote etmek için pusuda bekleyenlerin elini güçlendirmekten öte bir işe yaramıyordu.

Bunun görülmüş olması bile bence çözüm sürecinde yeni bir aşama anlamına geliyor.

Bazı konularda gizlilik, sürecin ruhuna daha denk düşüyor.

Daha doğrusu gizlilik de müzakere sürecinin bir parçasını oluşturuyor.

Sürecin yeterince şeffaf işlemediğini kimse ileri süremez.

Sürecin yasal altlığı gayet şeffaf tartışmalar eşliğinde oluşturuldu.

Mecliste yasası geçmiş bir konunun şeffaflıktan uzak yürütüldüğünü söylemek ilkesel olarak doğru değil zaten.

Herkes biliyor ki İmralı’da Öcalan’la PKK/silah sorununun çözülmesi için devlet yetkilileri hükümetin onayı ve bilgisi dahilinde görüşmeler yapıyor.

Amaç belli: Silahlı mücadelenin ebediyen tasfiyesi ve siyasi mücadelenin önünün açılması...

Ölüme karşılık hayat, silaha karşılık siyaset...

Ortada hiç kimseyi rahatsız edecek bir taviz süreci yok.

Ülkenin bütünlüğüne tehdit oluşturacak bir durum asla söz konusu değil. Tam tersine sorunun çözülmesi halinde ülkenin bütünlüğü ve toplumsal bütünlüğümüz daha bir tahkim edilmiş olacaktır.

Usul, elbette esası belirler.

Usulde yapılan yanlışlıklar kaçınılmaz olarak esasa da zarar veriyor.

Zaman zaman sürecin türbülansa girmesinde usul hatalarının belirleyici rol oynadığını söylemek hiç de yanlış olmaz.

Şimdi usul üzerinden esasa zarar vermeyecek yeni bir döneme geçiyoruz.

Ada ile dağ arasında yapılan görüşmelerin usulü en az esas kadar önemlidir.

Tıpkı evlatlarının dağdan inişini haklı olarak memnuniyetle karşılayan Kürt halkının hassasiyetine giydirilen politik şovun aynısının burada da tekrarlanmamasını sağlamak, kanımca esas kadar önemlidir.

O dağdan inişler etnikçi-politik bir şova dönüştürülmemiş olsaydı eminim ki Türk halkı da kardeşi olan Kürt halkının bu sevincine ortaklık edecekti.

Ama olayın aşırı derece etnikçi bir politizasyonun aracı kılınması beraberinde Türk halkının tepkisini getirdi ve çözüm sürecini sabote etmek için fırsat kollayanların da değirmenine su taşıdı.

İmralı-Kandil görüşmelerini yürüten HDP’nin bu açıdan sürece zarar verecek politik şov dilinden hızla uzaklaşması hayati bir önem arzediyor.

Görünen o ki bu konuda bir mutabakat sağlanmış.

Bunda Öcalan’ın iradesinin belirleyici bir rol oynadığı görülüyor.

Devletin/Hükümetin bu konudaki hassasiyetine Öcalan’ın da onay vermiş olması HDP’nin süreçteki yeni rolünü daha anlamlı bir yere taşıyabilir.

Demirtaş’ın sokak çağrıları yaptığı bir dönemde Öcalan’ın derin ve anlamlı müzakereler için hiçbir engelin kalmadığına dair yaptığı vurgu umarım HDP siyasetine de doğru yansır.

HDP’nin tıpkı CHP ağzıyla AK Parti Hükümetini düşmanlaştıran siyasetiyle çözüm sürecinin alabileceği yaranın da umarım Öcalan farkındadır.

Hiç kimse HDP’nin bir siyasal parti olarak AK Parti’ye muhalefet etmesinde bir sakınca görmüyor. Ancak bu muhalefetin CHP’den bile daha azgın bir dille düşmanlık noktasına taşınması, dahası bölgede AK Parti’de siyaset yapanlara karşı tehdit ve baskı politikalarının PKK silahlarına yaslanarak yapılması pek tabii çözüm sürecine zarar veriyor.

CHP’yi “ittifak” edilebilir bir partner, AK Parti’yi de imha edilmesi gereken bir düşman gibi gören mevcut HDP zihniyetiyle çözüm süreci nasıl sağlıklı bir şekilde yürütülebilir?

HDP’nin çözüm sürecinin siyasetine uygun bir biçimde kendini konumlandıramaması Öcalan’ı ne ölçüde rahatsız ediyor veya ediyor mu bilmiyorum, ama bunun da müzakere sürecinde masaya yatırılması gereken bir konu olduğu kanaatindeyim.

Sonuçta sahada PKK/Öcalan adına siyaset yapan HDP’nin çözüm sürecinin mimarı ve yürütücüsü olan bir partiyle ilişkisi de elbette önem arzetmektedir.

Hatip Dicle’nin, “Tarihi adımlar atabilmenin arefesindeyiz” dediği bir dönemden geçiyoruz.

O yüzden HDP’nin siyaset diline ve durduğu yere her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.

Hatip Dicle’nin dili çözüm sürecinde herkesin kuşanması gereken hassasiyetin dilini karşımıza çıkartıyor.

Çözüm sürecine atılan yeni format umarım ve dilerim bu yeni dil üzerinden anlamlı bir sonuca ulaşır.

“Sokak çağrıları”, eski Türkiye’nin reflekslerini ve soğuk savaş döneminin dilini yansıtıyor. En fenası da, sürece zarar veriyor.

O yüzden diyorum ki şiddetin her türüyle göbek bağını kesmiş bir demokratik siyasete ve mutlak eylemsizlik sürecine ihtiyaç var.

Siyasetin ve sözün gücüne yaslanan bir müzakere süreci, Dicle’nin işaretlediği tarihi adımları beraberinde getirir ancak.

Bu Yazıyı Paylaşın:  Facebook Twitter Oyyla Blogger Google Tumblr
Yazarın Diğer Yazıları
8.1.2015 12:20:04
24.12.2014 21:25:52
10.12.2014 00:29:55
3.12.2014 08:58:57
21.11.2014 09:05:58
5.11.2014 08:36:11
24.10.2014 01:35:35
16.10.2014 15:24:50
Okuyucu Yorumları
Okur Yorumları
Hava Durumu